03 Aralık 2018

Tıkı tık tıkı tık, tık tık...




Mizahi fıkra[i] anlatabilmek başlı başına bir hünerdir. Mizahın püf noktasını pas geçerseniz beklenen yarar sağlanamaz.

Fıkra anlatmak şöyle dursun, kısa da olsa hiçbir fıkraya tam olarak aklımda tutamam. Çokları da fıkraları tam olarak hatırlayamaz belki; ama boşlukları ustalıkla doldurabilirler; ben de o da yok. Durum böyleyken bir fıkra yazmak geçti içimden.
Şimdi fıkra zamanı mıdır? Nerden çıktı fıkra anlatmak? Sorularına cevap verelim:

Bir yazımızda, yazmanın bir nevi terapi olabileceğini ima etmiştik. Günde 15-20 dakika da olsa yazmak gerektiğini de eklemiştik. Tabii, bu benim düşüncem değil. Akıl ve Ruh sağlığı uzmanı olan doktorların fikri.

Akıl ve ruh sağlığından açılmışken bir deli fıkrası aklıma geldi:

Delinin biri, doktorunun yanına gelerek, tavsiyeleri üzerine 300 sayfalık bir roman yazdığını söyler. Memnun olan doktor büyükçe defteri alır ve okumaya başlar:

            Umut Dağındaki Prens, beyaz atına atlayarak yola çıkar:
            Tıkı tık  tıkı tık tık tık Tıkı tık  tıkı tık tık tık Tıkı tık  tıkı tık …
            Kent meydanında bekleyen prensesin önünde attan iner…

Açıklamaya geçmeden önce bu iki cümleyi mealen yazdığımı da belirteyim. Zaten burada önemli olan 300 sayfanın “Tıkı tık  tıkı tık tık tık…” larla dolu olmasıdır.

Bizim hayatımızda böyle değil mi? Doğu Karadeniz’in bir Orman içi köyünde ata bindim Tıkı tık  tıkı tık tık tık… derken yorgun argın İstanbul’a geldim. Attan inme meselesi üzerinde durmayalım. Allah hepimize hayırlı ömürler versin.

Ya ne üzerinde duralım?

Herkes önce kendi muhasebesini yapsın. Romanımızda tıkı tık tık tık yerine başka yararlı bir şey yazabildik mi?

Kendi muhasebemizi yaptıktan sonra yöneticilerimize bakalım: 

Senelerdir hep tıkı tık, hep tıkı tık… hep dini istismar, hep kamplaşmayı körükleme, hep şu, hep bu…

Deli olmamak elde değil. Zaten akıllı olabilsek, her zaman atı alan Üsküdar'ı geçmezdi.
 Tıkı tık  tıkı tık, tık tık...

Sabahattin Gencal,
Çekmeköy_İstanbul, 03. 12. 2018




[i]   Mizahi Fıkralar: Yaşamın gerçeklerinden hareketle söylenen, anlatılardan bir netice çıkartmak amacı olan hiciv, mizah unsurları bulunduran kısa ve sözlü ürünlere mizahi fıkralar denir. Türk toplumunda mizahi fıkralar, genellikle şahıs, topluluk ve yöreler ile özdeşleşmiştir. Mizahi fıkralara örnek olarak; Nasreddin Hoca fıkraları, Bekri Mustafa fıkraları (şahıs fıkraları), Karadeniz fıkraları (yöre fıkraları), Bektaşi fıkraları (topluluk fıkraları) verilebilir. Bu fıkraların siyasi ve toplumsal yönü olmasına rağmen iddia ve ispat içermez.
https://bilgihanem.com/fikra-nedir/

2 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam.
    Yıllardır okuduk, yazdık, çizdik ama bir arpa boyu yol gidemedik mesajı veren bu güzel yazınız için kaleminize, emeğinize ve yüreğinize sağlık ve mutluluklar dilerim. İnşAllah bir gün de kendimiz için "Atı Alan Üsküdar'ı Geçti!" atasözünü söylemek nasip olur. Bu atasözünü hep başkaları için kullandık.
    Selam ve saygılarımla birlikte esen kalın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey Kardeşim,
      Ziyaretiniz ve yorumunuz için teşekkür ederim.
      Dualarınızın kabul olması dileğiyle selâmlar...

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...