17 Ekim 2020

Mantığımız Uykuda mı?

 

https://pixabay.com/tr/

Bu anda ne halde olduğumu açıklayamıyorum. Eğer psikolojik terimleri bilseydim, daha doğrusu bu terimleri unutmasaydım; şu terimde belirtilen durumdayım, der ve uzun uzun yazmaktan kurtulurdum. Demek ki uzun yazmanın bir nedeni de kavram eksikliğidir.

Odaklanamıyorum. Yazmakta olduğum bir kitabımla ilgili bir konuya odaklanmam gerek; ama olmuyor. Üşeniyorum mu desem, halsizim mi desem bilmiyorum. Onun için bu çalışmamı erteliyorum. Ertelemenin hiç de iyi olmadığını bile bile erteliyorum bazı çalışmalarımı, görevlerimi...

Okuyamıyorum, daha doğrusu eskisi gibi okuyamıyorum.

Dışarıya da çıkamadığıma göre ne yapabilirim? Televizyon izlemek sinirlerimi bozuyor. Boş durmak da olmuyor. Bu arada sevdiğim bir arkadaşımın sözü hatırıma geldi: Eşim rahmetli olduğu zaman bu arkadaş bana telefonla dedi ki; “Boş durma yorulursun.”. Boş durmamak için internetteki ücretsiz sitelerden çocuk resimlerine bakıyorum.

Niye çocuk resimlerine bakıyorum acaba? Yaşlılar çocuklaştığı için mi? Belki de onun için; ama ben iki buçuk yaşında ölen kızımı arıyorum resimlerde. Bu da ne demek? Ben de bilmiyorum. Boşuna mı diyorum, ne halde olduğumu bilmiyorum diye.

Eski günleri göz önüne getirme veya canlandırma iyi midir, değil midir bilemem; ama benim canlandırmam bir başka türlü. Elbette başka türlü olacak, çünkü her insan biriciktir, diye düşünülebilir; ancak benimkisi incelenmeye değer bir durum.

Allah (cc) bağışlasın Fuat ve Ahmet adlarında iki oğlum var. İkisi de isimleriyle müsemma kişilerdir. Benim iki de kızım vardı; Sabahat ve Nebahat.

Sabahat iki buçuk yaşlarında öldü; Nebahat daha iki haftası dolmadan öldü.

Bu yazımda kızlarımdan söz edeceğim.

Nebahat 10 günlükken bile birkaç aylık çocuk gibiydi. Sarıya yakın kumraldı veya kumrala yakın sarı. Nebahat öldü; ama hafızamda büyümeye devam etti. Çocukları gördüğümde sağ olsaydı şunun gibi olacaktı. Genç kızları gördüğümde de yine sağ olsaydı şunun gibi kumral, uzuna yakın orta boylu ve balıketinde olacaktı yani annesine benzeyecekti diye düşünürdüm. Bugünlerde de 50 yaşında olgun biri olacaktı... Olacaktı, olacaktı... Ah kafam. Bu ne biçim hafıza...

Asıl ilginç olan Sabahat’la ilgili hayallerim. Sabahat, hayalimde nedense ilkokul çağından sonra hiç büyümedi. Bazen saçlarına iki kurdele takılı sarışın çocuklar görünce... Bazen dediğime bakmayın, aşağı yukarı her zaman onu hatırlarım ve içim bir başka olur.

Sabahat, doğumdaki bir travmadan mı, yoksa başka bir nedenden mi, bilemiyorum. Daha doğrusu doktorların da bilemediği bir nedenden ötürü yaşıtları gibi gezemedi, konuşamadı.

Sabahat beni çok severdi. Kendisine soramadım beni ne kadar sevdiğini. Sorabilseydim her halde kollarını açarak cevap verirdi. Beni ayak seslerimden tanırdı. Baba baba baba! diye sevincini belli ederdi. Odaya girdiğimde o bana koşamazdı; ama ben ona koşardım. Nasıl bir sarılma olduğunu, bilenler tahmin edebilir.

Sabahat, ben elinden tutunca gezebilirdi. Ben yanında olunca evin duvarlarına tutuna tutuna evin etrafını dönebilirdi...

Sabahat’ı 1969 Aralık sonlarında doktorlara taşıdık ve çok geçmeden bir bayram arifesinde kaybettik. Kısa bir müddet önce ölen Nebahat’ın yanında toprağa verildi. Samsun Asri mezarlığında dedesinin yanında yatan kızlarımın yanına bir müddet sonra anneanneleri de geldi, dayısı da...

Sabahat’ın hayalimde çocuk kalması, aslında benim için iyi, iyiden öte iyi. Her zaman tatlı çocuk tebessümleri içime işliyor. Baba baba deyişleri de tabii. Yine gözlerim yaşarıyor; ancak bu yaşlar farklı, annesi için akıttığım yaşlardan farklı, dedeleri için, büyük anneleri için akıttığım yaşlardan farklı...

İşte mesele bu:

İnsan bir çocuğunu hayalinde büyütüyor, bir çocuğunu belirli bir yaştan sonra büyütemiyor.

Bir çocuğu için akıtılan gözyaşı acı değil, diğer sebeplerden ötürü akıtılan gözyaşları farklı. Bunun izah tarzı var mı?

Psikolojiye az zaman harcamadım. Bu soruları cevaplandırmam gerekirdi; ama bu konuda da aciz kaldım. Acizliğim “ama ve ancak” edatlarını çok kullanmamdan da belli oluyor. Burada bir soru daha ortaya çıkıyor: Ben niye böyle oldum? Yaşlanmaktan mı, stresten mi, belli bir hastalıktan mı? Yoksa hepsinden mi?

Büyük oğlum Fuat, zaman zaman der: Okuyucu yazınızı niçin okusun? Bu yaygın bir sorudur. Bence edebiyatçıları “nabza göre şerbet vermeye yönlendirecek, alıştıracak bir sorudur. Ben Montaigne’in “Bir insan da görülen haller bütün insanlarda da görülebilir.” mealindeki bir sözünü sık sık tekrarlayarak bende görülen halleri yazıyorum. Bana ne Sabahat’tan, bana ne Sabahattin’den diyenlere sözüm olamaz tabii. Bu emperyalist düzende onlar da haklı.

İkide bir bu düzen bozukluğundan söz eder oldum. Kusura bakmayınız. Sabahat’ı andığım bu yazıda insanın içini karardan konulara girilmemeliydi değil mi?

Sadece geçen günleri değil yazıyı da karıştırdık. Bu da çocuklaştığımızın resmidir. Kimin dediğini bilmiyorum. Kim demişse güzel demiş: “Çocuk mantığın uykusudur.”

Bu anda benim mantığım da uykuda.

Aydınlık sabahlara uyanmak umuduyla...

 -                    Sabahat

-                    Baba baba,  baba baba!

Sabahattin Gencal, Çekmeköy-İstanbul, 17. 10. 2020

4 yorum:

  1. Merhabalar Sabahattin Hocam.
    Yazınızı okuyup bitirdikten sonra, ne kadar üzüldüğümü anlatamam. İki kız çocuğunuzu da erkenden kaybetmenin acısını anlayabiliyorum. Allah acılarınızı hafifletsin ve size sabr-ı cemil ihsan eylesin. Kendimi sizin yerinize koyduktan sonra, o kadar hüzünlendim ki, tarif edemem.
    Selam ve muhabbetle.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Recep Bey Kardeşim,
      Allah (cc) razı olsun.
      Bu yaşlılıkta eski hüzünler de su yüzüne çıkıyor. Herkeste de böyle mi oluyor bilemiyorum.
      Hayırlı günler dileğiyle selâm ve sevgiler...

      Sil
    2. Sayın Hocam.
      İnsan yaş aldıkça daha bir duygusallaşıyor ve geçmiş duyulan özlem o kadar çok artıyor ki, tarifi mümkün değil. Bunu ancak, damdan düşenler bilir.
      Selam ve muhabbetle.

      Sil
    3. Merhaba Recep Bey kardeşim,

      Tekrar teşekkür ederim. Demek ki bizim geçmişi düşünerek hüzünlenmemiz olağanmış. Sağlık olsun.
      Geleceğimizin hüzünsüz olması, mutlu olması dileğiyle selâm ve sevgiler...

      Sil

Paylaşmak güzeldir.