Hasbihal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hasbihal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2019

Azıcık Kapalı Bir Yazı

Sabahattin Gencal, Başiskele, 2016

Kendime özgü fikirler üretemediğimi yeni anlamış değilim. Ama pes etmiyordum, edemiyordum.  Okuyucularımın zamanını boşu boşuna harcıyordum. Bunun bir vebali olacağını düşünerek artık genele hitap etmeyeceğimi/edemeyeceğimi “Ben Buyum – Ben Buyum” başlıklı yazımda belirtmiş ve bundan sonra, istisnalar dışında yalnız sana yazacağımı da eklemiştim. Nurullah Ataç; “Her yazı bir mektuptur.” demiyor muydu? Şimdilerde mektup da yazılmıyor ya yine de yazalım:
Merhaba Arkadaşım,
Bildiğiniz gibi ben; bin bir çiçeğe konan bir arı gibi idim - Halen de öyleyim ya- Topladıklarımı bal edemiyordum. Bunu bildiğim halde ak kâğıtlara, tabii kaynaklarıyla birlikte seriyordum bu nektar damlacıklarını. Umuyordum ki okuyucularım benim yapamadığımı yapar. Arkadaşım, sen ve senin gibiler hariç çokları bunları pas geçtiler.
Arı gibi bal üretmeyi beceremeyince kimyager gibi çalışayım dedim: Bir kitaptan bir oksijen, diğer kitaptan iki hidrojen alayım ve su elde edeyim, dedim.  Demekle kaldım. Üstelik yan etkilere maruz kaldım.
Gençliğimde kimya ile aram iyiydi. Ama şimdi?  Bir maddenin bileşenlerinden birinin oranında bir değişiklik yaptığımızda tamamen farklı bir üretim ortaya çıkar. Yani faydalı olacağım derken…
Kimyager gibi de çalışamayacağımı anladım.
Öğretmen okulunda, bahçıvan gibi çalışmamız öğretilmişti: ama istediğimiz gibi bahçıvan da olamadık.
Arkadaşım, uzun yıllardır bir yol-yöntem geliştirememiş bu arkadaşına ne önerirsin?
Dur. Bir şey söyleme. Anladım ben. “Sen, başkalarına verdiğin önerilerin onda birini tut, başka bir öneri istemezsin.” diyeceksin.
Doğru söze ne denir?
Tekrara düşme diyorduk değil mi?
Biz, kendi yazılarımızda aynı sözleri temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp okuyucunun önüne koymayı tekrara düşmek olarak anlıyorduk. Evet, bu da tekrardır; güncel medyadaki konuları ele almak da bir tekrardır. İşte bunu anlayamamıştım. İnsan günceli tartışmayacak mı? Tartışacak tabii; ama önde gelenler tartışacak. Yetkililer tartışacak. Olur mu öyle şey? Olur olur. Çünkü biz aynı şeyi söylüyorsak önemsenmiyoruz. O önde gelen söylüyorsa “Vardır bir hikmeti.” Biz bir şey söylüyorsak öteki oluyoruz, o yetkili söylüyorsa…
Çok mu uzattım. Zaten zaaf noktam bu, bu devrin özelliğini bile bile sözü uzatıyorum. Oysa kısa yazmalıyım. Cümlelerimin sonuna da bol bol ünlemler koymalıyım. Biraz da kapalı yazmalıyım ki, her zamana uyma elastikiyeti olsun:
Baylar!
Hay aksi… Cümlenin sonunu getirmeye resmen korttum. Ben hiçbir yaratığa hakaret edemem ki? Değil mi arkadaşım?

Sabahattin Gencal, Çekmeköy- İstanbul, 11. 06. 2019


08 Haziran 2019

"Ben Buyum - Ben Buyum"


Merhaba1 Arkadaşım,
Okurlarımızı, artık arkadaş gibi görmeğe çalışacağım.
“Durup dururken bu söz de neden icap etti?” demeden önce, bir okuyun:
Bilindiği üzere, serde öğretmenlik olduğu için okuyucuları bir öğrenci gibi görmeye başladım. Oysa bloglarda bu olmaz, hatta sınıf dışında, hiçbir yerde olmaz. İlk zamanlar “olmaz” sözlüğümde yoktu. “Öğretmen miyim, öğretmenim ve ölünceye kadar öğretmenliğe devam edeceğim.” diyordum. Sen ne dersen de, “Oğlumun adı Reşit, sen söyle sen işit!” derken “Önce okuyucular azaldı.”
Bir türlü keşfedemediğim insan psikolojisi; insan neden okuyucularının çok olmasını ister? Bu zayıflıksa ben de zayıfım. Şişmanlamak için, daha önce de belirttim ya Web Sitesi Kurma Kursuna katıldım. Meğer kurs Ticari pazarlama yapacak şirketlerin açacağı sitelerle ilgiliymiş. Bir gariban, emekli öğretmenin ticaretle ne ilgisi olur? Olmaz tabii, ama ben “Yazılarımı pazarlarım.” dedim ve çok kısa süreli kursu bitirdim.
Eee, ne oldu?
Sitemi açtım. Pek de fena olmadı.3 Ama “Pazarlama stratejileri4 işime gelmedi; daha doğrusu ters geldi bana.
Bugün her türlü yayın, her türlü yazı pazarlama metai5 haline gelmedi mi geldi? Sen onu diyorsun, koskoca Milli Eğitim Bakanlığı öğrenciyi ve velileri müşteri olarak görmüyor mu? Sahi be, ne hale düştük.
*
           Arkadaşım, dertleşiyorum seninle. Yordum mu seni yoksa?
Ne diyor Montaigne?
Bir kişide dünyanın bütün halleri görülür?” Eee, yani? Yanisi şu: Bana bak gör halini veya bana bak gör Türkiye’nin halini:

Gençliğimde, bir arkadaşın tavsiyesiyle ekonomiye ve muhasebeye çalışayım, dedim. Muhasebeci olan çok değerli asker arkadaşım; “Sen muhasebeci olamazsın.” dedi. İltifat için dediğinin anlaşılmasına rağmen bozuluyor insan. Ekledi, “Sen hepimizden iyi yaparsın, ama yapamazsın.”

Kameti uzatmayayım. Çünkü bunları bir eserimde uzun uzun anlatmıştım. Kısa keseyim Aydın ABASI olsun:

Kamu yönetimi uzmanı oldum. Aynı ilde çalıştığımız rahmetli olan Milli Eğitim Müdürü olan sınıf arkadaşım; biraz daha nazikçe “Sen müdür yardımcılığını kabul etmezsin. Sana şu görevi verelim.” dedi. Kabul etmeyince canım sıkıldığını zannetti ki biraz sonra gelen telefonu benim de duyacağım biçimde ayarladı ve “İşte bunun için sen kabul etmezsin” dedi.(Allah rahmet etsin)

Hukuk Fakültesini bitirdim. Avukatlık stajımı yaptım. Bu sefer de “Sen avukatlık yapamazsın” diye iltifatlar ettiler.

Partilerde üst görevlerde olan bir yakın akrabam da “Sen siyasetçi olamazsın.” demişti bana. Dosdoğru bir iltifat etmişti. Allah rahmet etsin.

Allah’tan hiç kimse; “Sen öğretmenlik yapamazsın.” demedi.

Emekli oldum. Bize boş durmak yaraşmaz diyerek tefsir okumaya, derleyip, düzenlediklerimi ve okuyup anladıklarımı ve de uygulamaya çalıştıklarımı da paylaşmaya çalıştım. Bu kez yüzüme karşı kimse bir şey demedi; ama arkamdan bir arkadaş, ortak tanıdığımıza “O yapamaz.” deyiverdi.
Bu arkadaşım da iltifat niyetine mi söyledi acaba? Öyle ya koskoca ilâhiyatçılar Müslümanların düştüğü veya düşürüldüğü uçurumu gördükleri halde Kur’an-ı Kerim’in buyruklarını açıkça tebliğ edemiyorlar. Sabahattin’e farz-ı kifâye olan bu vahim durumu… Yoksa, Sabahattin bu işi yapamaz mı demek istedi. Ben her ikisini de doğru kabul ediyorum. Nitekim bu durumu bana bildiren arkadaşıma da aynı şeyi söyledim: “Doğru söylüyor.”
*
Bak, arkadaşım, eğer pazarlama strateji uygulamış olsaydım. Bunları anlatmazdım. İnsanın kendini pazarlaması olmaz, olamaz, ters tepki eder. Daha vahimi, bu ego var ya, hiç olmadık zamanda şişiverir, kibir gelir. Ve adamı günaha sokar. Ardından, Allah korusun cehennem ateşi görülmeye başlar… Evet, zerre kadar kibir olan cennete gidemez. Şimdi bana, “Şuna buna hakaret ediyorsun.” demeyin. Ben iyice anlaşılsın diye, samimice anlatıyorum işte.
Stratejik pazarlama yönteminde, başkaları pazarlar insanı. Önce motorlar/robotlar. Oooo, yüz milyarlarca web var, web ağları ve yem atılacak robotlar. Valla robotları bile kandırmak istemem. “Ben buyum, ben buyum.” Şimdi diyeceksiniz ki: “Günümüz siyasetçileri canlı robotlar kullanıyor. Sen böyle gidersen havanı alırsın.”
Doğrusunu söylemek gerekirse, uzun zamandan beri, özellikle son zamanlarda biraz şey havası alıyoruz.
Havasızlıktan boğulacağız. Benim için beka meselesi…
Tövbe tövbe. Yaşıyoruz ya, Allah’a bin şükür.
*

Bakın bu yazıdan da örnek alabiliriz. İnsan ömrünce iyi olur; ama son nefeste Allah korusun yoldan çıkabilir. Yazarlar da öyle olur. Güzel güzel yazar; ama son cümlesini ne anlama gelebileceğini düşünmeden yazarsa ne olur?
Allah (cc) son nefesimize kadar şaşırtmasın. İmandan, Kur’an’dan ayırmasın. “Dosdoğru yoldan gidenlerden eylesin. (Amin)
Sabahattin Gencal, Çekmeköy-İstanbul, 08. 06. 2019

Not:
Değerli Arkadaşım, bu yazıyı sonuna kadar okuyacak kadar sabırlı olabildiniz mi?
Gördünüz işte. İlk birkaç paragrafta birileri ayrıldı, sonra birileri, sonra birileri derken…
Bir devirde bir başbakan: “Arada kalan ezilir.” dedi. Bir başka devirde, bir başka başbakan; “Bitaraf olan bertaraf olur.” dedi.
Her şeye rağmen. Hamd olsun, yıkılmadım ayaktayım.
  “Yanlış bildiğin yolda herkesle yürüyeceğine, doğru bildiğin yolda tek başına yürü.” (?)
“Hak bildiğin yolda, yalnız da olsan yürüyeceksin.” (Tevfik Fikret)


Dipnotları:
1.
Merhaba bir selamlaşma şeklidir... Misafirlikte, dost sohbetleri öncesinde çok kullanılır... İşte Merhaba’nın anlamları ve tanımları...
Türk Dil Kurumu’na göre; SELAM olan merhabanın geniş tanımında ise “Geniş ve mamur yere geldiniz, rahat ediniz, günaydın, hoş geldiniz" anlamlarında bir esenleşme veya selamlaşma sözü olarak tarif edilir.
Farsça’da ise göre; ”Benden size zarar gelmez” anlamındadır.
Arapça’ya göre de en yakın sözcüğü “merhaben” olan merhabanın anlamı “sefa geldiniz” dir. İlk selamlama sonrası kullanılır ve “Oturunuz, rahat ediniz” mesajı verilir.
*
2
arkadaş:
1. isim Birbirlerine karşı sevgi ve anlayış gösteren kimselerden her biri, bacanak, eş, yâren, yoldaş.
2. isim Bir ortamda birlikte bulunanlardan her biri, hempa, refik:
*
3.
Fena olmadı deyişime bakmayın. Herkes kendi ismini markalaştırırken ben damla ismi ile açtım siteyi. Bir damlada okyanusun bütün özellikleri bulunur.” sözünü düşündüm de. Oysa böyle düşünülmüyor bu devirde. Damla işte, küçücük bir şey… Varsın öyle bellensin…
*
4.
Pazarlama Stratejisi
İçgörü (insight ) nedir? İçgörü neden önemlidir?
İçgörü, açıkça ve net bir şekilde görülemeyen anlamlı gerçektir. İçgörü, müşteriyle kurulan anlamlı bağı oluşturabilecek araçtır. İçgörü nedir? Müşteri açısından katma değer yaratmak ve rakiplerinizden ayrılmanın en garantili yollarından biridir.
İçgörü nedir? İçgörü özünde, müşterinize ait edinmiş olduğunuz güçlü farkındalıktır. Bu farkındalık için çok emek harcamanız ve doğru ile yanlışı ayırmanız şarttır. İçgörü zannedilen birçok detay, aslında içgörü değildir. İçgörü özünde anlamlı bir sadeliğe sahiptir. O kadar net ve berrak hale gelir ki, gerçekten içgörü mü bir aldatmaca mı kafanız karışabilir. O yüzden içgörü hassas bir konudur ve üzerinde hassasiyetle çalışılmalıdır.
İçgörü neden önemlidir?
İçgörü, markaları sıradanlıktan kurtarır.
Öne çıkarır, ayrıştırır.
Verimliliği artırır.
Etki gücünüzü arttırır.
Çekim gücü oluşturur.
Pazarlama dünyasına baktığınızda,  en önemli değişimin çekim gücü yaratmak kısmında olduğunu görüyoruz. Tüketici bilginin her türlüsüne kolaylıkla ulaştığı için onlara sürekli ürününüzü itmek artık işe yaramıyor. Yükselen değer çekim gücü yaratmaktır.
İçgörü, çekim gücü yaratmanız için size birçok imkân sunar. Tüketiciyle anlamlı bir bağ kurduğu, onu rahatsız etmediği için de müşterinize itici gelmez. Bir taşla, birçok kuş vurmuş olursunuz.
*
5.
Meta : Satılmak amacıyla üretilen, alınır satılır mal, ticaret malı.