Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: "Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz." (Tirmizi, Kıyamet, 53, no: 2507;) Bu hadisi bile bile kınadıklarım oldu. Ama kınadıklarımın hepsi de başıma geldi. Bir örnek vereyim:
İktidara sahip olanların, bildiğiniz üzere öteden
beri torba kanun çıkarma alışkanlıkları var. Diyelim ki 4 yasa değişikliği
yurttaşın lehine bir yasa değişikliği de yurttaşın aleyhine birinin ya da
birilerinin lehine. Hepsi bir torbada. Muhalefet hayır diyecek olsa. Hıı. Demek
ki yurttaşa yararlı şu değişiklikleri istemiyor, diyecekler. Torbanın içinde
bulunanları çokları da bilmez ya…
“Şimdi çuval dolusu sorun varken torbadan söz
etmenin sırası mı?” demeyiniz. Bu anda “güncelde” değilim. Bir değişikliğin
eşiğindeyim:
Torba kanunları herkes kınıyordu zaten çünkü
kınanmayacak gibi değil. Ben de kınıyordum ama benim de başıma geldi de haberim
olmadı. Nasıl mı demeyiniz.
Bir yazımda üç beş konu var. Bazen daha fazla.
Bir hastaneye gidiyorum. Poliklinikten sonra gözlemler başlıyor. Hastaneden
çıkıp başka mekanlara giderken gözlemler ve de sözde kurtarma planları, sözde
katkı yapma vb. Haa, demek benim kınamam da başıma geldi. Ben de yavaş yavaş iktidara
sahip olanlar gibi oldum.
Eskiden pop müziğini gürültü olarak kabul
ederdim. Zamanla alıştım. Bu arada rahmetli Turgut Ozal’ı hatırladım. “Alışırlar
alışırlar…” derdi. Gerçekten emperyalistler çok şeyleri ruhumuz duymadan
alıştırdılar bize.
En basitinden şu sosyal medya kullanımında bile
alışkanlıktan kurtulamıyoruz. Bir yerde çay mı içtik hemen fotoğrafını
yayınlıyoruz, yemek mi yedik hemen videolar. Bunu da kınardım. Ama ben de benzer
fotoğrafları paylaşır oldum.
Sonra da satır aralarında sözde katkı niyetine
birkaç düşünce… Tövbe estağfurullah. Artık torba yazı yazmayacağım.
Diyet yapmaya başlayanları bilirsiniz. “Bugün
de yiyeyim de daha yemeyeceğim.” derler. Ben de bugün de yazayım da daha torba
yazı yazmayacağım, diyorum. Eskiden ne güzel yazıyormuşum. Öğrencilerime ne
güzel öğretiyormuşum. “Şimden gerü” kurallara aykırı bir şey yazılmaya…”
Bugün 28. 11. 2025 Cuma. Çekmeköy Ağız ve Diş Sağlığı
Merkezine gittik. Önceki yazılarımda söz etmiştim. 4 çürük diş çekimi meselesi
vardı. Bunun çözümü için;
ü Kardiyoloji doktorunun onay yazısı ve
ü Cilt doktorunun onay yazısı alındı.
ü İki gün x ilacı içilmeyecek
ü Bu iki günde sabah akşam karından birer iğne
vurulacak
ü 01.12.2025 saat 09.00’da iki antibiyotik
içilecek
ü Saat 10.00 diş operasyonuna başlanacak.
ü Tabii bundan önce de benden bir taahhütname
almaları olağandır.
ü Bir de çocuklarımdan kararname alınır mı
bilemem.
Sabah 0900- 10 00 saatleri kuşluk vakti mi
oluyor? Evet, Kuşluk Vakti operasyonunun planları hazırlandı.
Bu arada doktorumdan çok memnunum. Onun
şahsında tüm doktorlara candan teşekkür ederim. Tedbir bizden taktir Allah’tan.
Değerli doktorumuz;
o
mesleki,
o
hukuki,
o
idari ve
o
insani vb.
bütün tedbirleri almıştır. Öyleki odasından
çıkarak koridorda oturduğum yere kadar gelerek bana izahat vererek beni mahcup
etmiştir. Nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Böylesi doktorlardan ve sağlık
görevlilerinden Allah razı olsun.
Şimdi Kuşluk Operasyonunu bir yana bırakalım.
Vicdanlara sığmayan bazı şafak operasyonları çağrışımı da yapmayarak yazımın
peşine takılın:
Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinden çıktık. Durağa
doğru ilerliyoruz. Tam bu anda Ahmet, refakatçi kâğıdını imzalatmayı unuttuğunu
fark etti. Geri döndü.
Ben bir dükkânın önündeki sandalyeye oturdum.
Bir yaştaşımla merhabalaştık. Nerelisin sorusuyla başlar bu tip konuşmalar.
Daha önceleri konuştuğum kişilerden konuştuklarımızı yayınlama izni alırdım.
Hatta fotoğrafları bile yayınlardım. Yani insanları en doğal halleriyle, kurgu
yapmadan dosdoğru yansıtırdım. Tabii yazılarım edebiyat bakımından biraz yavan
olduğu için bu yazılar da itibar görmedi. Neyse bu konuştuğum kişiden müsaade
almadığım için öyküsünü yazmayacağım. Bir sanatçı olsaydım isim değiştirerek,
şöyle böyle yazarak …’lı Ustanın Rüşvet Hikâyesini yazardım. Evet 40 sene önce
evini yaparken nasıl rüşvetler verdiği… Bu kangren olmuş bir yara. “Ben ondan
duydum, sanırım şuna bu kadar vermiştir. Tahmin ederim ki şunlar şunları da
yapmıştır.” dersek iş başkalaşır.
Zaten Ahmet geldi. Yolumuza revan olduk.
Hava çok güzeldi. Güzelliklere güzellik
katabileceğimiz bir yere gidecektik ki Ahmet bugün Madenlerdeki şu lokantaya
gidelim, dedi. Ya, Madenlerde ne kadar da lokanta var da benim haberim yok.
Zaten nereden haberim var ki…
Bir lokantanın önünden geçerken, daha doğrusu
Ahmet selfi çekmeye hazırlanırken, patron olduğunu sonradan öğrendiğimiz bir
bey de karemize girdi. Merhabalaştıktan sonra içeri girdik.
Tabii Beyran çorbası yedik. Çorbanın yanında
çığ köfte, salata, biber, turşu, roka vb. olunca doyduk. Fiyat sormak da yazmak
da yakışmaz. Ahmet’e sordum “Şimdi biz elitler sınıfına mı girdik?” Ne
elitleri, o dediğin falan falan yerlerde. Kafamdaki fiyatlara burada bir sıfır
ilave ediyorlar, falanlarda iki sıfır.
Falan yerleri de görmek isterim. Bu aralar
gözlerim bulanık görüyor, belki oralarda…
Ee ne demiştik? Bu son torba yazım.
Pazartesi alt çeneye Kuşluk 1 operasyonu
yapılacak. Sonra da, doktorun söylediği tarihte Kuşluk 2 operasyonu. Sonra da
protez yapım çalışmaları.
Kuşluk operasyonlarıyla düşük çenem düzelir
inşallah. Ondan sonra yalnız bir, bilemedin iki konuda yazacağım. İktidara
sahip olanlar için bir kelime bile etmeyeceğim.
Ah! Sabahattin. Bakalım sağ mısın? Hiç,
yazacağım, yazmayacağım denir mi?
Allah (cc) izin ederse demeyi unutmayalım. Ve torba
yazılarımızı burada sonlandıralım.
Sabahattin Gencal,
Çekmeköy-İstanbul, 28. 11. 2025






























