23 Ağustos 2019

Beyin Çıra Gibi Yanarsa Aydınlanır mı Karanlıklar?



“Günlük” yazmayı kaç defa denediğimi de unuttum. Yazdım yaktım. Yazdım yaktım. Yazdım yırttım…
Bu son zamanlar klavye ile yazmaya başladım. Yazdıklarımı da, “Uygun olur mu olmaz mı?” diye düşünmeden yayınlamaya başladım. Bir müddet sonra günlükler birbirlerinin aynısı gibi, tekrarı gibi olunca yayınlamayı bıraktım. Açık deyişle “günlük” adında bir blog açmıştım. Onu kapattım. Yayınlamaksızın birkaç gün daha yazabildim. Nedense yazmaya devam edemedim.
Yazmamaya da devam edemiyorum.
Yazmakla yazmamak veya yazamamak arasındayım. Bu ara yere ne denir?
Ah, niçin bu kadar karamsarım. Yukarımda sonsuz gök, sağımda solumda sonlu yaratıklar varken… Bu “arayer” de nasıl oluştu? Ne bileyim. Ansızın düştüm bu çöplüğe.
Fikir çöplüğü. Fikir çöplüğü de olur mu? Yani, sözde fikir çöplüğü, yani sistemli olmayan, yani açıklamasını dahi yapamadığım fikir kırıntıları, yani şeeeeyy. Bu çöplüğün üzerine duygu yağmurları yağınca. Sonra güneş açınca, sonra yine yağmurlar… Eyvah yanıyoruz!
Evet evet, yanıyoruz. Siyah duman çıkıyor ya, onun için siz görmüyorsunuz.
Varsın yansın. Belki bu yere bir yapıt kondururum. Belki de yeşil alan…
Sakın ha rant yangınlara, orman yangınlarına benzetmeyin.
Tabii, bu durumu yürek yangınlarına da benzetemeyiz. Benim yüreğimin yarısı, öbür yarısının toprağa düşmesinden beri yanmaya devam ediyor.
Yangın beyine mi sıçradı.
Beynim çıra gibi yanarsa  aydınlanır mı karanlıklar?
Yeminle söylüyorum. Klavyenin başına geçerken böylesine ve öylesine yazacağımı aklımın ucundan bile geçirmiyordum.
Günlük yazmaya tekrar başladığımı kısaca belirtecektim, o kadar…
Haa, şunu da söyleyeyim: Bugüne kadar günün 24 saatini nasıl geçirdiğimi yazmaya çalışıyordum. Yani hiç kimsenin yapamadığını… Ya şimdi?
Şimdi, aklımdan geçenleri yazacağım. Tabii hepsini değil. Allah korusun aklımdan geçen her şeyi yazsam olacakları düşünmek bile istemem.
Daha çok okuduklarımdan söz edeceğim. Başka türlü söyleyelim okuduklarımın bende bıraktığı izlenimleri…
Biliyorsunuz izlenim moda oldu. İzlenimsel eleştiri, izlenimsel deneme, izlenimsel şey…
Ah, Sabahattin! Sen ki Nurullah Ataç gibi “ve” leri, bilmem kim gibi “şey”leri yasaklamıştın öğretmenliğinde. Kınamıştın, bunları her okuduğunda… Şimdi iki şey arasında bir “ve” gibisin.
Valla, bu deyiş de kendiliğinden. Bak bak iki şey arasında bir ve/vav. Tasavvufçu mu oluyoruz ne?
Hep vav gibi mütevazi oluruz inşallah. Elif üzerinde de durur muyuz?
Çöplük möklük dedik; ama ne çöplük?
Sabahattin Gencal, Çekmeköy, 23. 08. 2019