13.8.26

Algı Tuzakları / Ahmet Meral

  


Algı, dış dünyadan gelen uyarıların zihnimizde yorumlanmasıdır. Bugün ise algı, yalnızca bireysel bir süreç değil; sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi amaçlarla yönetilen güçlü bir araçtır.

Bilişim devrimi, algı operatörlerine daha önce görülmemiş imkânlar sundu. Yazılı, görsel ve sosyal medya; neyi izleyeceğimizi, dinleyeceğimizi, satın alacağımızı ve hatta neyi seveceğimizi büyük ölçüde şekillendirebiliyor.

Bir ürün, bir dizi, bir müzik grubu ya da bir düşünce, tekrar tekrar önümüze konularak zihnimizde “tercih” haline getirilebiliyor.

Daha tehlikelisi ise toplumların birbirlerine bakışının manipüle edilmesidir.

Bugün Doğu toplumları çoğu zaman beceriksiz, geri, akılsız ve şiddete eğilimli; Müslümanlar ise terörist, acımasız ve hoşgörüsüz gösteriliyor.

“Şark kafası!”

“Müslümanlar teröristtir!”

“Araplar Türkleri arkadan vurdu!”

“İranlılar hep Müslümanlarla savaşmıştır!”

gibi algı sloganları, tarihsel gerçeklerin yerine yerleştirilmeye çalışılıyor.

Oysa birkaç örnekten hareket ederek koskoca milletleri suçlamak, tarih değil, algı operasyonudur.

Örneğin “Araplar Birinci Dünya Savaşı’nda Türkleri arkadan vurdu” söylemi sürekli tekrarlanıyor. Oysa Osmanlı’nın en zor günlerinde devletin yanında duran Arapların sayısı, İngilizlerin vaatleriyle Şerif Hüseyin’in safına geçenlerden kat be kat daha fazlaydı.

Aynı yöntem Kürtler konusunda da kullanılıyor. PKK’nın varlığı üzerinden bütün Kürtler güvenilmez veya terör yanlısı gösterilebiliyor. Oysa Kürtlerin ezici çoğunluğu, bütün sorunlara rağmen Türklerle birlikte yaşamayı tercih ediyor.

Tikel örneklerden hareketle büyük toplulukları mahkûm etmek, algı yönetiminin en eski yöntemlerinden biridir.

Peki bu algı savaşlarını kim yürütüyor?

Bana göre izler, özellikle ABD ve Batı başkentlerine; daha geniş anlamda ise küresel siyonist güç merkezlerine kadar uzanıyor.

Silikon Vadisi’nin dijital devleri, sosyal medya ve eğlence endüstrisi üzerinden gençlerin dünyasını biçimlendiren büyük bir güce sahip. Moda, müzik, eğlence ve haz kültürü aracılığıyla gençleri kendi değerlerinden uzaklaştıran bir atmosfer oluşturuluyor.

Fakat burada kendimize de sormalıyız:

Bu algı operasyonlarına neden bu kadar kolay malzeme veriyoruz?

İslam dünyasının eğitim, kültür ve ekonomi alanlarında ciddi sorunları var. Cehalet, atalet ve fakirlik gerçek sorunlarımızdır. Bunları inkâr ederek algı operasyonlarını boşa çıkaramayız.

Ancak sorunlarımızı büyütüp bütün dünyaya “İslam toplumu çökmüş durumda” mesajı vermek de başka bir yanılgıdır.

İslam dünyasının hâlâ güçlü aile yapısı, genç nüfusu, zor şartlarda yaşama becerisi, doğal zenginlikleri, dayatmalara karşı güçlü mukavemet yeteneği ve medeniyetini yeniden ayağa kaldırabilecek köklü bir değer mirası bulunmaktadır.

Bu nedenle kasıtlı haberleri ve abartılı istatistikleri şüpheyle karşılamalıyız.

Örneğin “İHL’lerde deizm yayılıyor” şeklindeki birkaç münferit örnek, milyonlarca insan hakkında hüküm vermeye yetmez.

Aynı şekilde Müslüman nüfusun olduğundan çok daha az gösterilmesi de dikkatle incelenmelidir. Sayılar üzerinden bile bir algı oluşturulabilir: “Müslümanlar azalıyor, din toplumdan çekiliyor” düşüncesi böylece yaygınlaştırılabilir.

Elbette gençler arasında ateizm, agnostisizm ve deizm yönünde belirli bir hareketlilik vardır. Bunu görmezden gelmemeliyiz. Fakat münferit örnekleri toplumun tamamına teşmil etmek de bilimsel değildir.

Üstelik İslam dünyasının dini hayatı, bu tür iddiaların çok daha karmaşık olduğunu gösteriyor. Türkiye’de ve İran’da milyonlarca insanın Hz. Peygamber’in doğumu, kadir gecesi ve Hz. Hüseyin’in şehadeti gibi dini günlerde bir araya gelmesi, toplumların hâlâ güçlü bir dini damara sahip olduğunu gösteriyor.

Elbette her meşede birkaç çakal çıkar. Fakat birkaç çakal, ormanın tamamını temsil etmez.

Bu nedenle farklı mezhep ve gruplara karşı da daha dikkatli bir dil kullanmalıyız. Kadiyaniler, Nusayriler, Dürziler veya başka gruplarla ilgili konuşurken ortak noktalarımızı çoğaltmanın yollarını aramalıyız.

Ateiste karşı Allah inancına sahip deisti, putpereste karşı Hristiyanı tercih edebilecek bir zihin esnekliğine ihtiyacımız var.

Çünkü asıl mesele birbirimizi tüketmek değil, ortak değerlerimizi koruyabilmektir.

Sonuç olarak algı savaşlarına karşı ilk savunmamız; doğru bilgi, sağlam tarih bilinci ve temiz bir dildir.

İslam dünyası önce kendi “elbiseni temiz tut” ilahi hitabını içselleştirmelidir.

Kendi zaaflarımızı düzeltmezsek, başkalarının algı operasyonlarına sürekli malzeme sunarız.

Algı tuzaklarını bozmanın yolu, önce gerçeği doğru görmekten geçer.

Ahmet Meral

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder