Algı, dış dünyadan gelen uyarıların zihnimizde yorumlanmasıdır. Bugün ise algı, yalnızca bireysel bir süreç değil; sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasi amaçlarla yönetilen güçlü bir araçtır.
Bilişim devrimi, algı
operatörlerine daha önce görülmemiş imkânlar sundu. Yazılı, görsel ve sosyal
medya; neyi izleyeceğimizi, dinleyeceğimizi, satın alacağımızı ve hatta neyi
seveceğimizi büyük ölçüde şekillendirebiliyor.
Bir ürün, bir dizi, bir müzik grubu
ya da bir düşünce, tekrar tekrar önümüze konularak zihnimizde “tercih” haline
getirilebiliyor.
Daha tehlikelisi ise toplumların
birbirlerine bakışının manipüle edilmesidir.
Bugün Doğu toplumları çoğu zaman
beceriksiz, geri, akılsız ve şiddete eğilimli; Müslümanlar ise terörist,
acımasız ve hoşgörüsüz gösteriliyor.
“Şark kafası!”
“Müslümanlar teröristtir!”
“Araplar Türkleri arkadan vurdu!”
“İranlılar hep Müslümanlarla
savaşmıştır!”
gibi algı sloganları, tarihsel
gerçeklerin yerine yerleştirilmeye çalışılıyor.
Oysa birkaç örnekten hareket ederek
koskoca milletleri suçlamak, tarih değil, algı operasyonudur.
Örneğin “Araplar Birinci Dünya
Savaşı’nda Türkleri arkadan vurdu” söylemi sürekli tekrarlanıyor. Oysa
Osmanlı’nın en zor günlerinde devletin yanında duran Arapların sayısı,
İngilizlerin vaatleriyle Şerif Hüseyin’in safına geçenlerden kat be kat daha
fazlaydı.
Aynı yöntem Kürtler konusunda da
kullanılıyor. PKK’nın varlığı üzerinden bütün Kürtler güvenilmez veya terör
yanlısı gösterilebiliyor. Oysa Kürtlerin ezici çoğunluğu, bütün sorunlara
rağmen Türklerle birlikte yaşamayı tercih ediyor.
Tikel örneklerden hareketle büyük
toplulukları mahkûm etmek, algı yönetiminin en eski yöntemlerinden biridir.
Peki bu algı savaşlarını kim
yürütüyor?
Bana göre izler, özellikle ABD ve
Batı başkentlerine; daha geniş anlamda ise küresel siyonist güç merkezlerine
kadar uzanıyor.
Silikon Vadisi’nin dijital devleri,
sosyal medya ve eğlence endüstrisi üzerinden gençlerin dünyasını biçimlendiren
büyük bir güce sahip. Moda, müzik, eğlence ve haz kültürü aracılığıyla gençleri
kendi değerlerinden uzaklaştıran bir atmosfer oluşturuluyor.
Fakat burada kendimize de
sormalıyız:
Bu algı operasyonlarına neden bu
kadar kolay malzeme veriyoruz?
İslam dünyasının eğitim, kültür ve
ekonomi alanlarında ciddi sorunları var. Cehalet, atalet ve fakirlik gerçek
sorunlarımızdır. Bunları inkâr ederek algı operasyonlarını boşa çıkaramayız.
Ancak sorunlarımızı büyütüp bütün
dünyaya “İslam toplumu çökmüş durumda” mesajı vermek de başka bir yanılgıdır.
İslam dünyasının hâlâ güçlü aile
yapısı, genç nüfusu, zor şartlarda yaşama becerisi, doğal zenginlikleri,
dayatmalara karşı güçlü mukavemet yeteneği ve medeniyetini yeniden ayağa
kaldırabilecek köklü bir değer mirası bulunmaktadır.
Bu nedenle kasıtlı haberleri ve
abartılı istatistikleri şüpheyle karşılamalıyız.
Örneğin “İHL’lerde deizm yayılıyor”
şeklindeki birkaç münferit örnek, milyonlarca insan hakkında hüküm vermeye
yetmez.
Aynı şekilde Müslüman nüfusun
olduğundan çok daha az gösterilmesi de dikkatle incelenmelidir. Sayılar
üzerinden bile bir algı oluşturulabilir: “Müslümanlar azalıyor, din toplumdan
çekiliyor” düşüncesi böylece yaygınlaştırılabilir.
Elbette gençler arasında ateizm,
agnostisizm ve deizm yönünde belirli bir hareketlilik vardır. Bunu görmezden
gelmemeliyiz. Fakat münferit örnekleri toplumun tamamına teşmil etmek de
bilimsel değildir.
Üstelik İslam dünyasının dini
hayatı, bu tür iddiaların çok daha karmaşık olduğunu gösteriyor. Türkiye’de ve
İran’da milyonlarca insanın Hz. Peygamber’in doğumu, kadir gecesi ve Hz.
Hüseyin’in şehadeti gibi dini günlerde bir araya gelmesi, toplumların hâlâ
güçlü bir dini damara sahip olduğunu gösteriyor.
Elbette her meşede birkaç çakal
çıkar. Fakat birkaç çakal, ormanın tamamını temsil etmez.
Bu nedenle farklı mezhep ve
gruplara karşı da daha dikkatli bir dil kullanmalıyız. Kadiyaniler, Nusayriler,
Dürziler veya başka gruplarla ilgili konuşurken ortak noktalarımızı çoğaltmanın
yollarını aramalıyız.
Ateiste karşı Allah inancına sahip
deisti, putpereste karşı Hristiyanı tercih edebilecek bir zihin esnekliğine
ihtiyacımız var.
Çünkü asıl mesele birbirimizi
tüketmek değil, ortak değerlerimizi koruyabilmektir.
Sonuç olarak algı savaşlarına karşı
ilk savunmamız; doğru bilgi, sağlam tarih bilinci ve temiz bir dildir.
İslam dünyası önce kendi “elbiseni
temiz tut” ilahi hitabını içselleştirmelidir.
Kendi zaaflarımızı düzeltmezsek,
başkalarının algı operasyonlarına sürekli malzeme sunarız.
Algı tuzaklarını bozmanın yolu,
önce gerçeği doğru görmekten geçer.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder