![]() |
Ahmet Gencal- Sabahattin Gencal- Fuat Gencal BABA VE OĞULLARI ÜMRANİYE'DE 14. 11. 2023 ***** |
Bu yazı bir şikâyet veya bir yakınma
yazısı değil. Bu yazı bir durum tespiti ve durumdan ders çıkarma yazısıdır. Bu
yazı, aşağıda belirtildiği üzere biraz da sakıncalı bir yazıdır. Onun için bu yazı
yalnız ergin olanlar için uygundur.
Allah’a (cc) hamt olsun iyiyim.
Ancak, ufak tefek rahatsızlıklardan ötürü- Allah bağışlasın, bir zeval vermesin-
oğlum Fuat ile oğlum Ahmet bu son altı aydır, aile hekimliği, devlet hastanesi
ve özel hastane demeden beni doktorlardan doktorlara taşıdılar.
Doktorlardan da Allah (cc) razı
olsun. Beni muayene ettiler. Tahliller yaptırdılar. EKG, Eko ve filim çektirdiler.
Solunum testi yaptırdılar. Endoskopi yaptırdılar. Renkli doppler ve ultrasyon
yaptırdılar, tomografi çektirdiler... Tabii bunları değerlendirdiler de. Sonra
ilaçlar ilaçlar. En çok da antibiyotikler...
Toplumumuzda çok antibiyotik
kullanıldığını okumuştum. Ben de uydum topluma. Ve de büyük ihtimalle
antibiyotik kullanmada rekor kırmışımdır.
Bu rekor Guinness rekorlarına girer mi acaba?
Antibiyotiklerin yararlarını ve
zararlarını az çok bilirsiniz. Ama ben, toplumda çok bilinmeyen bir zararı
üzerinde duracağım. Evet, burası mühim:
Veterinerler, oğlum Fuat’ın
affedesiniz ineklerine antibiyotik yaptıkları zaman, “Bu ineğin sütü şu kadar
gün kullanılamaz.” derlerdi. Bu demek oluyor
ki – Benzetmede hata aranmaz.- Bizim sütümüz de yazımız da bir müddet
kullanılamaz. Kısaca, zararlıdır vesselâm. Ancak, evet ancak –yukarıda yazdığım
gibi- ergin olanlara şifalıdır.
Doğrusu, her türlü hasbihal yazısı
yazmıştım; ama böylesini de yazmak nasip oldu işte. Belki sizler de böyle bir
yazı ilk kez okuyorsunuz. Evet, Antibiyotikli sözler. Ya keşke başlığa da “Antibiyotikli
Sözler” yazsaymışım. Şimdi aklınızdan şöyle geçiyordur: Keşke demeye ne gerek
var. Başlığı sil ve istediğini yaz. Nasılsa yayınlamış değilsin. Haklısınız;
ama bildiğiniz gibi değil. Beni tanımaya çalışan birkaç kişinin de tahmin
edebileceği gibi ben olduğu gibi görülen, görüldüğü gibi olmaya çalışan, yanlış
da olsa bundan ötürü eksiğini yanlışını da düzeltmeyen biriyim. Tabii maddi
hatalar hariç. Derler ya eğrisiyle doğrusuyla, eksiği ile gediği ile... Amasıyla,
ancakıyla, gibisiyle vb. Zaten böyle olmasaydım bu yazıyı yazmazdım, değil mi?
Özellikle büyük oğlum, bu tür yazılarımdan haz etmiyor. Olumlu düşünelim,
diyor. Her şey güzel olacak, diyor.
Ya, durum tespiti olumsuzluk değil
ki. Aksine çook önemlidir. Durum tespiti yapmaksızın hiçbir araştırma, hiçbir
inceleme yapamayacağınız gibi bir arpa boyu yol da alamazsınız. Durum tespiti
yapacağız; ancak TÜİK gibi yapmayacağız. TÜİK’in verilerinden hareket edenler,
dünyanın en iyi araştırmacısı olsalar dahi çuvallarlar. Biz, sanki kameraya
alınmış gibi aynen yazacağız:
14. 11. 2023 Salı günü, saat 18.50.
Bir özel hastanenin bir polikliniğine giriyoruz. Muayeneden sonra doktor
yanımda bulunan küçük oğluma diyor ki: - İşte burası önemli- “KİLOMETRE
TAMAM-BAKIM İSTER.”
Şaşırdım birden bire, başkaları
konuşurken araya girmek adedim olmadığı halde, “Özel bakım mı?” diye soru
verdim. Allah (cc) kendilerinden razı olsun aile bireylerim el üstünde
tutuyorlar beni. Bakıma gelince her şey hesaplı kitaplı, zaman ayarlı... Başka
türlü nasıl olabilir ki, diye aklımdan geçtiği için söze karıştım. Ama doktor
da çit yok.
15 gün sonra gelmek üzere
poliklinikten ayrılınca, dışarıda bekleyen büyük oğluma; “Kilometre tamam.
Bakım ister.” dedim. Büyük oğlum Fuat, hazır cevap. "Yanlış anladınız. Hani
arabalar belli bir kilometre yapınca bakıma girerler ya. İşte onun için
demiştir.” gibi sözler etti. Küçük oğlum Ahmet de aynı şeyleri terminolojiye
uygun olarak söyledi. Daha sonra gelen torunum Sabahattin de... Ya, ben
onlardan daha iyi mi bileceğim, dedim ben de. Doktorun ne için söylediğini
bilemeyiz tabii. Allah ondan da razı olsun. Allah doktorlara düşürmesin,
onlarsız da yapmasın.
Bu araba benzetmesi de fena değildi. Biliyor
musunuz? Bir tarihler “Makine İnsan” başlıklı bir yazı okumuştum. İçeriğini
unuttum. Ama bedenimiz de en harika biçimde çalışan, mucizevi bir makine
gibidir. O zaman artık ihtiyarladık, demeden şöyle diyeceğiz:
80 yılımı geride bıraktım. 81.yılın
bakımını da yaptırmış oluyorum. Tabii tabii... yaptırmak gerekli. Çünkü bu
beden bize emanet. Emanete hıyanetlik olmaz... Ne derler? Sağlam kafa sağlam vücutta
bulunur.
Kafa dedim de aklıma yine Prof. Dr.
Niyazı Kahveci’nin sözü geldi. Dinlemişseniz, siz de duymuşsunuzdur. İki de bir
Kafa Katmanından söz eder ve toplumumuzun bu konuda 5 bin sene, şu konuda 10
bin sene vb. geride olduğunu ilave ederdi. Benim kafa anksiyeteli kafa.
Açıkçası kaygı bozukluğu var. Ancak bu rahatsızlığımı lehime çevirmeye
çalışıyorum. Nasıl mı? Bilindiği gibi anksiyeteliler, “Kapıyı kapattım mı,
ocağın altını söndürdüm mü? Anahtarı aldım mı? vb. gibi sorularla vesveselerle günlerini
tüketirler. Benim işle güçle, kapıyla ocakla, hatta ilaç alıp almamamla işim
yok. Sağ olsun aile bireylerim. Her şey tıkırında. Ben başka konuları merak
ediyorum. Örneğin Türkiye’mizdeki yargı krizi danışıklı mı danışıksız mı? Ekonomik
çöküşümüz önceden ayarlanmış mı ayarlanmamış mı? Hazine arazileri yine peşkeş
çekilecek mi çekilmeyecek mi? Toplumumuzdaki gizli açlık gizli mi kalacak?
Yoksa?
Bilimsel çalışma “acaba?”yla başlar,
merakla yoluna girer. Sabırlı, yöntemli ve az da olsa aralıksız çalışmayla
devam eder ve de akla uygun çözümlerle sona erer. Anladınız, demek istediğimi.
Allah bana bu son günlerde unutkanlık verdi. Çünkü yeni bir çalışma yapmak için
kafadakileri unutmak gerekir. Ben ne kadar zorlasam unutamıyordum. Ama Allah
sildi mi siliyor. Üstelik anksiyete de fazlasıyla var. Ee sabır da devamlı
çalışma arzusu da olunca...
Üstelik 81.yaşın bakımını da yaptık.
Bundan böyle böyle yazılar, bundan böyle şöyle yazılar yazabileceğiz inşallah.
Artık son cümleleri ben yazmayacağım.
Sizler, yazmadığımı veya korkudan ötürü yazamadığımı okursunuz inşallah.
Sabahattin
Gencal,
Çekmeköy-İstanbul,
15. 11. 2023