Sabahattin Gencal, Kuzuluk, Temmuz 2024 |
“İNSAN OLMA VE İNSAN OLARAK KALMA HAKKI”
ADLI KİTABIN
DOĞMADAN ÖNCEKİ SERÜVENİ
-II-
Değerli
arkadaşım,
Bir
sen mi kaldın beni okumaya devam eden. Maşallah! Allah sabrını artırsın. Allah
zekânı keskin etsin. Allah zihnini açık etsin. (Tabii bahtını da, rızkını
da...)
Efendim,
bir ay kadar önce yani o meşhur mektubu yazdığımın birkaç gün öncesinde görsel
ve yazılı medyadan izlediklerim ve okuduklarım kafamı epeyce bozdu. Bu andaki senin
kafa bozukluğun benimkinin yanında hiç kalır. Okuma zamanını daha da uzatmak
pahasına bunları da yazayım mı diyorsun? Peki, nasıl isterseniz:
İnsan
hakları sözleşmelerine / bildirilerine “Kendi kaderini tayin hakkı” veya “özyönetim
hakkı” diye öyle maddeler koyuldu ki anarşiye de despotizme de tam elverişli.
Sonra “yeraltındakiler ortaktır.” diyerek taaa Atlantik’in, ne Atlantik’i
okyanusların ötesinden gelerek ve sınırlarımızın dibinde “özyönetim”
niyetleriyle tahkim ettikleri bir bölgeye yerleşip yerin petrolünü, yer üstünün
de kanını emenler... Yanlış mı diyorum?
Başka
okuduklarım da var. Şu göç edenler ya da göç etmek zorunda kalanlar; düzenli
düzensiz, mülteci vb. adlar verilenler insan haklarına uygun olarak
barındırılacak. Bunlar geriye gönderilirse o devlet zulüm etmiş sayılacak. Çok
güüzelll, ancakk hiç kimse göç almıyor. Ya da göstermelik, o da işine gelen
vasıflılar alınıyor. Biz ya da bizim gibi ülkeler, yöneticilerin merhametinden
mi dersin, bilgisizliklerinden mi dersin, yoksa ajandalarına uygunluğundan mı
dersin, yoksa yoksa işbirlikçiliklerinden mi dersin vb. ne dersen de, almak
demeyeyim kabul etmek zorunda kalıyoruz. nüfusumuzun %10’u şimdiden mülteciler,
diyebiliriz. Yarın ne olur Allah bilir. Neyse konumuz bu değil.
Asıl
söylemek istediğimiz bu İnsan hakları, çocuk hakları, kadın hakları, ...
hakları, ... hakları evrakları tonlarca. Anlaşmalar, sözleşmeler,
deklerasyonlar, bildiriler vb. hepsi de
öyle güzel yazılmış ki veee bunların arasına kendi lehlerine öyle şeyler
koymuşlar ki yukarıda da belirtik ya “demokrasi getiriyoruz.” diye geliyorlar.
İnsan hakları getiriyoruz vb. diye geliyorlar. Eee yakından görüyoruz. Ne hakkı
be. Çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek demeden; okulmuş, hastaneymiş, şuymuş
buymuş diye gözetmen her akşam ölüm yağdırıyor, yağdırttırılıyor... Sonra?
İnsanmış gibi demeçler veriyorsun. Böyle olmaz, olamaz. İnsan olan böyle bir
vahşeti seyredemez...
Bir de
ne oldu biliyor musunuz? Ben başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi / Bildirisi
olmak üzere birçok bildirinin altına imzamı atarım, diyen biriyken... Eee, ee
işte bazı sözleşmeleri okudum yeniden. Aaa! ben şu maddeyi görmemiş miydim, es
mi geçmiştim; yok pas mı geçmiştim... İşkillenmeye başladım yani pirelendim.
Sonra da kendi kendime Sabahattin! Kuşkulanmak anskiyeten olmasın? Sahi bende
kaygı bozukluğu var. İnanır mısınız şimdiye kadar bu mereti yazılarımda hep
yararıma kullanabildim. Ama böyle önemli konularda beceremiyorum işte. En
iyisi, dedim, kendi kendime bu işi açık deyişle haklar konusunu grubumuza
havale edeyim. Tabii ben de boş duramazdım.
Peki,
ben ne yapabilirim, diye düşündüm. Baston ile bile zar zor yürürken. Birçok
bedensel ve ruhsal rahatsızlıkları yüklenmişken. Allaha şükür bunlardan şikâyetçi
değilim. Sadece durumu bildiriyorum. Bu durumda ancak yazarak katkı
sağlayabilirim, diye düşündüm. Veee İNSAN OLMA HAKKI adlı bir kitabın
yazılmasına öncü olayım dedim. Tuttum grubumuz üyelerinde otuzdan çok kişiye
yazma konusu verdim. Bu arada blogumda
gösterilmek üzere bir kapak yaptım. (Çıkarabilirsek kitap kapağı yapma işini
oğlum Ahmet yapacak.)
Ben
yaptım diye demiyorum ama ne kapak. İsim
üzerine bir simge koydum ki çok şeyleri anlatıyor. Ücretsiz resimlerde bulduğum
bu simge resimde beyinle kalp dengede duruyor.
Kitabın
altına da yine telifsiz resimlerden bulduğum birçok renkli kalemlerin
dizilişinden oluşan bir kalp resmi. Sadece bu kapak resmi, kitaba verilecek
ücreti fazlasıyla karşılayabilecek güçte. Kaldı ki içindekiler de, bana gelen
yazılara göre söylüyorum harika. 28 Eylüle daha epeyce vakit var. Bakalım
borcunu vermeyen, veremeyen olur mu? Böyle bir grupta böyle bir konuda yazı
yazmak bir borçtur. Borçtur değil mi?
Daha
neler oldu neler?
Devamı var