![]() |
Sabahattin Gencal- Nurhayat Gencal |
2016’nın ilk dakikaları...
Ardına dönüp bakmadan hızla geçen zamanın 31 Aralık 2015 Perşembe
gününden 01 Ocak 2016 Cuma gününe geçtiği anlar...
Hatırla...
52
yıldır aynı yastığa baş koyduğum, acı ve tatlı günlerimizi paylaştığım vefakâr,
fedakâr sevgili eşim Nurhayat elimi tuttu, parmaklarımız, her zamanki gibi
kenetlenince “Hatırla...”dedi bana.
Hatırla kelimesinden sonra konuşmasına
devam etti. Eğer devam etmeyip bir solukluk olsun sussaydı bu ara anda bazı
çağrışımlar yapabilirdim. Örneğin:
Hatırla sevgilim o mesut geceyi
Çamların altında verdiğin bûseyi... güftesini Ya da;
Hatırla Sevgili o eski günleri
Çocuklar gibi
Efkâr mektubudur aşkın sözsüz okunur
Yalan
dünya dört mevsimde bir bahar olur... şiirini ya da başka bambaşka anılarımızı
hatırlayabilirdim; ama hasta eşim devam etti:
“Bir
dahaki sene bu anı hatırla ve ruhuma Yasin oku, dua oku, hayırla an...”
Yukarıda verdiğimiz örnekler Nihavent makamındandı. Yani Nihaventten Yasin’i
Şerife geçtik.
Allah sağlıklar ve hayırlı uzun ömürler versin; eşim cilt kanseri olduğu
1986’dan beri hep ölümden söz eder. 7 ameliyat geçirdi, birçok kez de hastaneye
yattı. Bu dönemlerinde ölümden söz ederdi.
Bir ara not yazayım: Eşim ölüm teması
işler; ama ölümden korkmaz. Öteki dünya için hazırlanıp durur. Yeri gelmişken
şunu ekleyeyim: Eşim ölümden korkmaz, ama öldükten sonra benim evlenme ihtimalinden
korkar. Derler ya “Ölmekten değil, seni kaybetmekten korkarım...” Eşim, zaman
zaman “Ben ölünce evlenirsen, gelir seni boğarım.” der. Onu anlıyorum, çünkü
ben çok daha fazla kıskancım.
Eşimin
bu dünyada eşi görülmüş müdür bilemem. Her an ölecekmiş gibidir, ama hiçbir
zaman neşesini, umudunu kaybetmez. Bir odadan bir odaya köşelere tutuna tutuna
gider; ama doktorun önerdiği baston kullanmaz. Ağrılar, sızılar onu işinden de
düzeninden de alıkoyamaz. Bu konuyu çokça işledim, yine tekrar edeyim O bir
saat gibidir. Her işini tam zamanında, en güzel, en düzenli biçimde yapmadan
rahat edemez...
Sevgili eşim zaman zaman “Bu anı
hatırla.” demiştir bana. Ama bu kez deyişi biraz farklıydı. Onun için Allah’tan
hayırlı uzun ömürler dilemekten başka bir şey diyemedim ona.
Sözünü
ettiğimiz “anı” yani yılbaşını nasıl geçirdiğimizi, Allah ömür verirse gelecek
sene de, sonraki seneler de hatırlamak için bu notları yazma gereği duydum.
Yılbaşı
gecemiz diğer gecelerden biraz daha farklıydı. Farklıydı derken yanlış
anlamalara meydan vermiş olmayalım. Nurhayat, televizyonlarda dinlediği
vaizlerden etkilendiği için hemen hemen her gece yaptığı hazırlığı yapmadı,
ilâç altı için bazı şeyler atıştırdık o kadar.
Yeri gelmişken söyleyeyim, çıkmakta
zorlandığı yüksekçe yatağımız adeta büyük bir masa gibidir. Bu masada yemek
yeriz, bu masada oyun oynarız. Eşim yatakta oturur, ben de yatağın kenarındaki
bir sandalyede. Eşimin oyun merakını defalarca yazmıştım ya tekrar edeyim günde
2-3 defa oyun oynarız. Oyun tek eğlencemiz nerdeyse. Tabii oyunu eğlenceye
çeviren eşimin oyun esnasındaki şakalarıdır. Bin türlü şakası var. Daha
evlenmeden önceki oyunlarımızda beni yenince tüylerimi yolar gibi yapar ve
havaya uçururdu. Şimdilerde de el kol hareketleri yaparak beni güldürmeye
çalışıyor. Söylemem ne derece doğru bilemem ben çok az gülen biriyim. Eşim ise
her durumda gülebilen, şaka yapabilen biridir. Yine bir ara söz daha:
Büyük
oğlumuz Fuat, başka deyişle koç gibi doğduğu için Koçum dediğimiz Fuat, eşimin
sırdaşı gibi. Fuat’tan 6 yaş küçük oğlumuz Ahmet de daha küçük doğduğu
için Serçe'mizdir. Biz hep takma isimlerle birbirimize hitap ederiz:
Serçe'mizin çocuğu olmadı. Koç'umuzun ikizi var. Birine Küçük Koçum deriz,
diğerine de Bülbülüm. Biri 3 yaşında, biri de bir haftalıkken ölen kızlarımız
vardı. Bunların sevgileri Bülbüle... Bülbül bunu anlayacak yetenektedir, eminiz
ki bir gün bizlere karşı sevgisini bülbül gibi şakıyacak. Eşim benim Nuruşum,
ben Onun Seboşuyum...
Seboşla Nuruş 2016’ya Başiskele’deki evlerinde yalnız olarak girerler.
Birden
üçüncü ağızdan yazmaya başladım. Gerçekten, ben beceremiyorum üçüncü biri
hayatımızı yazsa daha güzel olurdu. Güzel ne kelime efsane olurdu.
Yılbaşı
gecesinden başladık, bu geceyi anlatmadan neler yazdım neler... Bunları geçerek
yılbaşına dönelim. Bu yazıyı yılbaşından iki gün sonra yazıyorum. Olsun,
televizyonlar da yılbaşı programlarını daha sonraları özetle vermiyorlar mı?
Bu
yazıyı yazacağımı eşime söyledim. O da “Şunu da yaz bunu da yaz .”dedi. Ve de
içinden ne geçirdiyse gözyaşlarını akıttı. Nasıl olduğumu anlatamam. Bereket
gözyaşları anlık. Birkaç dakika sonra neşe veriyor bana.
“Biz
hayatımızı yazıyor değiliz kaldı ki çeşitli vesilelerle çokça yazdık.” diyorum.
“Olsun” diyor ve ekliyor “Belki de son yazımız...” Allah uzun ömürler versin.
İnsan bu duygularla yazabilir mi?
Bir
türlü yılbaşına giremiyoruz. Yine geriye dönüyoruz.
30
Aralık 2015’te Kocaeli Tıp Fakültesi’ne gittik. Dekan Prof. Dr. Zafer Utkan Bey
çok iyi karşıladı bizi. Nurhayat’ı son on sene içinde üç defa ameliyat etti,
her seferinde de çok iyi karşıladı bizi. Allah ondan da tüm doktorlardan da
razı olsun. Muayeneden sonra ilâç verdi, bazı tavsiyelerde bulundu ve 6 ay
sonra kontrola gelmemizi istedi. Doktorla vedalaşır gibiydi eşim. Eşime teyze
diyen, anam gibidir diyen doktorumuzun “6 ay sonra gelin.” sözünü eşim 6 ay
ömrüm kaldı, diye yorumluyor. Bu da ayrı bir hastalık. Yılbaşına bu duygularla
girdik.
Yatsı namazından sonra yorganın altına girdik. Televizyonda gezindikten
sonra O ses Türkiye Özel’de meşhurlardan şarkılar dinlemeye başladık. Nurhayat
hepsinden çok daha güzel şarkı söyler. Onun şarkı arşivi çok zengindir. Çoğu
zaman bana sitem eder “Beni körelttin.” der. Belki öyle oldu; ama neden acaba?
Nedenini anlatmadan benim müzik kültürümün sıfır olduğunu söyleyeyim. Bir
şarkı, bir türkü bile söyleyemem; ama müzik dinleyince hayallere dalarım. Bu
müziği nerede dinledim, kimden dinledim, kimlerle dinledim, nasıl etkilendim
vb. gibi birçok şey aklıma gelir. Örneğin Yeşil Kurbağalar türküsünü
dinleyince, taa 1960 yılına, Ordu’nun Perşembe’sine giderim.
Erzurum Yavuz Selim İlköğretmen Okulu’ndaki izci arkadaşlarımla
Perşembe İlköğretmen Okulu'na kampa gelmiştik. Perşembeli öğrenciler güzel
şarkılar, türküler söylüyorlardı. Bunlardan biri de Yeşil Kurbağalardı.
Perşembe’yi çok sevmiştim. Allah’tan 1964 yılında Perşembe Ortaokulu’na
verildim. Dere kenarındaki evimizin balkonundan kurbağa seslerini de
dinledik.
Demem o ki şarkılar bir yerlere götürür insanı, belki bunun için Nurhayat
şarkı mırıldanınca neler hissettiğini sorardım. İşte bu sorularımdan sebep
şarkı mırıldanmayı bıraktı. İyi oldu, onun şarkılarda kaybolmasını bir an için
bile yanımdan ayrılmasını istemem. Gerçekten zorunlu olmadıkça birbirimizin
yanından ayrılmayız. El ele gönül gönüle günlerimizi geçiriyoruz.
Yatsıdan sonra televizyon izlerken uyuyuverir Nurhayat. Bir saat uyur
uyumaz, bir daha sabah namazından sonra uyur. Yani uykusuzluk rahatsızlığı da
var. Ama o bunu sıkıntı yapmaz abdestini alır zikrini eda eder.
Yılbaşı gecesi de uyudu Nurhayat. O uyuyunca ben de cep telefonuyla internete
girerek makale okumaya başladım. Bir müddet sonra uyandı ve tekrar televizyonu
açtırdı. Televizyon izlerken biraz sonra elime tuttu, parmaklarımız kenetlendi
ve “Bu anı hatırla...”dedi.
Hatırla...
__________________
(Gencal, Sabahattin, Dünya Labiredinde Ben / Biz, s. 329,
Cinius Yayınları, İst.2018)
Bazen tek bir sözcük ne çok anlam yüklenir, beraberinde bir anılar defterini açar, insanı yılların ötesine götürür...
YanıtlaSilHatırlamak, hatırlanmak, zamanın bilincinde olmak güzeldir.
Ne mutlu size Sabahattin Hocam, eşinizle birlikte 52 yıl bir ömre bedel günler yaşanmış. Vefa, sadakat, güven ne güzel duygulardır.
Nurhayat Hanım'ı saygıyla, rahmetle anıyor, size sabır ve huzur diliyorum.
Saygıyla.
Allah (cc) razı olsun Hoca hanım. Bu özlü yorumunuza birçok duygu ve düşünceyi sığdırabilmek büyük bir maharet. Bu maharetinizin ve hassasiyetinizin devamı dileğiyle yeni yılınızı kutlarım. Saygılarımla...
SilMerhabalar Sabahattin Hocam.
YanıtlaSilYazınızı okudum ama nasıl okduğumu ve neler hissettiğimi anlatamam.
52 yıl bir yastığa baş koymuş çok sevdiğiniz eşinizi kaybetmenin üzüntüsünü anlayabiliyorum. Bu vesileyle Cenab-ı Hakk'tan size sabr-ı cemil; eşinize de rahmetiyle, merhametiyle, mağfiretiyle ve de cennetiyle muamele eylemesini niyaz ediyorum.
Sağlıklı, huzurlu ve mutlu bir yeni yıl dilerim. Allah'a emanet olun.
Selam ve saygılarımla.
Merhaba Recep Bey Kardeşim,
SilAllah (cc) razı olsun.
Allah bütün ölülerimize rahmet, sağ kalanlarımıza hayırlı uzun ömürler ve mutluluklar versin.
Allah nice yeni yıllar, nice huzurlu günler yaşamamızı nasip etsin.
Selâm ve sevgiler...
Allah rahmet eylesin. Duygulandırdınız Sevgili Hocam.
YanıtlaSilEşinizi sevgiyle anacağınız yıllarınız çok olsun. Mutlu yıllar dilerim.
Allah (cc) razı olsun. Sizlere de nice mutlu yıllar dileğiyle saygılar...
Sil