28.11.25

Bu Yazı Son Torba Yazı

 


Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: "Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz." (Tirmizi, Kıyamet, 53, no: 2507;) Bu hadisi bile bile kınadıklarım oldu. Ama kınadıklarımın hepsi de başıma geldi. Bir örnek vereyim:

İktidara sahip olanların, bildiğiniz üzere öteden beri torba kanun çıkarma alışkanlıkları var. Diyelim ki 4 yasa değişikliği yurttaşın lehine bir yasa değişikliği de yurttaşın aleyhine birinin ya da birilerinin lehine. Hepsi bir torbada. Muhalefet hayır diyecek olsa. Hıı. Demek ki yurttaşa yararlı şu değişiklikleri istemiyor, diyecekler. Torbanın içinde bulunanları çokları da bilmez ya…

“Şimdi çuval dolusu sorun varken torbadan söz etmenin sırası mı?” demeyiniz. Bu anda “güncelde” değilim. Bir değişikliğin eşiğindeyim:

Torba kanunları herkes kınıyordu zaten çünkü kınanmayacak gibi değil. Ben de kınıyordum ama benim de başıma geldi de haberim olmadı. Nasıl mı demeyiniz.

Bir yazımda üç beş konu var. Bazen daha fazla. Bir hastaneye gidiyorum. Poliklinikten sonra gözlemler başlıyor. Hastaneden çıkıp başka mekanlara giderken gözlemler ve de sözde kurtarma planları, sözde katkı yapma vb. Haa, demek benim kınamam da başıma geldi. Ben de yavaş yavaş iktidara sahip olanlar gibi oldum.

Eskiden pop müziğini gürültü olarak kabul ederdim. Zamanla alıştım. Bu arada rahmetli Turgut Ozal’ı hatırladım. “Alışırlar alışırlar…” derdi. Gerçekten emperyalistler çok şeyleri ruhumuz duymadan alıştırdılar bize.

En basitinden şu sosyal medya kullanımında bile alışkanlıktan kurtulamıyoruz. Bir yerde çay mı içtik hemen fotoğrafını yayınlıyoruz, yemek mi yedik hemen videolar. Bunu da kınardım. Ama ben de benzer fotoğrafları paylaşır oldum.

Sonra da satır aralarında sözde katkı niyetine birkaç düşünce… Tövbe estağfurullah. Artık torba yazı yazmayacağım.

Diyet yapmaya başlayanları bilirsiniz. “Bugün de yiyeyim de daha yemeyeceğim.” derler. Ben de bugün de yazayım da daha torba yazı yazmayacağım, diyorum. Eskiden ne güzel yazıyormuşum. Öğrencilerime ne güzel öğretiyormuşum. “Şimden gerü” kurallara aykırı bir şey yazılmaya…”

Bugün 28. 11. 2025 Cuma. Çekmeköy Ağız ve Diş Sağlığı Merkezine gittik. Önceki yazılarımda söz etmiştim. 4 çürük diş çekimi meselesi vardı. Bunun çözümü için;

ü    Kardiyoloji doktorunun onay yazısı ve

ü    Cilt doktorunun onay yazısı alındı.

ü    İki gün x ilacı içilmeyecek

ü    Bu iki günde sabah akşam karından birer iğne vurulacak

ü    01.12.2025 saat 09.00’da iki antibiyotik içilecek

ü    Saat 10.00 diş operasyonuna başlanacak.

ü    Tabii bundan önce de benden bir taahhütname almaları olağandır.

ü    Bir de çocuklarımdan kararname alınır mı bilemem.

Sabah 0900- 10 00 saatleri kuşluk vakti mi oluyor? Evet, Kuşluk Vakti operasyonunun planları hazırlandı.

Bu arada doktorumdan çok memnunum. Onun şahsında tüm doktorlara candan teşekkür ederim. Tedbir bizden taktir Allah’tan. Değerli doktorumuz;

o       mesleki,

o       hukuki,

o       idari ve

o       insani vb.

bütün tedbirleri almıştır. Öyleki odasından çıkarak koridorda oturduğum yere kadar gelerek bana izahat vererek beni mahcup etmiştir. Nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum. Böylesi doktorlardan ve sağlık görevlilerinden Allah razı olsun.

Şimdi Kuşluk Operasyonunu bir yana bırakalım. Vicdanlara sığmayan bazı şafak operasyonları çağrışımı da yapmayarak yazımın peşine takılın:

Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinden çıktık. Durağa doğru ilerliyoruz. Tam bu anda Ahmet, refakatçi kâğıdını imzalatmayı unuttuğunu fark etti. Geri döndü.

Ben bir dükkânın önündeki sandalyeye oturdum. Bir yaştaşımla merhabalaştık. Nerelisin sorusuyla başlar bu tip konuşmalar. Daha önceleri konuştuğum kişilerden konuştuklarımızı yayınlama izni alırdım. Hatta fotoğrafları bile yayınlardım. Yani insanları en doğal halleriyle, kurgu yapmadan dosdoğru yansıtırdım. Tabii yazılarım edebiyat bakımından biraz yavan olduğu için bu yazılar da itibar görmedi. Neyse bu konuştuğum kişiden müsaade almadığım için öyküsünü yazmayacağım. Bir sanatçı olsaydım isim değiştirerek, şöyle böyle yazarak …’lı Ustanın Rüşvet Hikâyesini yazardım. Evet 40 sene önce evini yaparken nasıl rüşvetler verdiği… Bu kangren olmuş bir yara. “Ben ondan duydum, sanırım şuna bu kadar vermiştir. Tahmin ederim ki şunlar şunları da yapmıştır.” dersek iş başkalaşır.

Zaten Ahmet geldi. Yolumuza revan olduk.

Hava çok güzeldi. Güzelliklere güzellik katabileceğimiz bir yere gidecektik ki Ahmet bugün Madenlerdeki şu lokantaya gidelim, dedi. Ya, Madenlerde ne kadar da lokanta var da benim haberim yok. Zaten nereden haberim var ki…

Bir lokantanın önünden geçerken, daha doğrusu Ahmet selfi çekmeye hazırlanırken, patron olduğunu sonradan öğrendiğimiz bir bey de karemize girdi. Merhabalaştıktan sonra içeri girdik.

Tabii Beyran çorbası yedik. Çorbanın yanında çığ köfte, salata, biber, turşu, roka vb. olunca doyduk. Fiyat sormak da yazmak da yakışmaz. Ahmet’e sordum “Şimdi biz elitler sınıfına mı girdik?” Ne elitleri, o dediğin falan falan yerlerde. Kafamdaki fiyatlara burada bir sıfır ilave ediyorlar, falanlarda iki sıfır.

Falan yerleri de görmek isterim. Bu aralar gözlerim bulanık görüyor, belki oralarda…

Ee ne demiştik? Bu son torba yazım.

Pazartesi alt çeneye Kuşluk 1 operasyonu yapılacak. Sonra da, doktorun söylediği tarihte Kuşluk 2 operasyonu. Sonra da protez yapım çalışmaları.

Kuşluk operasyonlarıyla düşük çenem düzelir inşallah. Ondan sonra yalnız bir, bilemedin iki konuda yazacağım. İktidara sahip olanlar için bir kelime bile etmeyeceğim.

Ah! Sabahattin. Bakalım sağ mısın? Hiç, yazacağım, yazmayacağım denir mi?

Allah (cc) izin ederse demeyi unutmayalım. Ve torba yazılarımızı burada sonlandıralım.

Sabahattin Gencal,

Çekmeköy-İstanbul, 28. 11. 2025

 

 


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder