Var olmayı “düşünmek ve hareket etmek” olarak tarifler Nurettin Topçu. Şu halde ‘eşyanın
isimleri öğretilmiş’ ve ‘kalemle
yazmaya varıncaya kadar bilmedikleri bildirilmiş’ insanla ilkel insanı
ayıran şey bilinçli harekettir, fikrin aksiyona dönüşmesidir. Şeytan karakteri de aksiyoner kötülüğü simgeler, zaten zıddıyla rekabet edebilen bir iyilik eylemi
ödüle layıktır; üstelik mesajların/metinlerin kılavuzluğunda ve
elçilerin/uyarıcıların aracılığında.
İngilâzcada
hareket, eylem ve etkin-lik aynı
kökten gelir. İyiliğin bir cevher ve öz olarak varlığı bizden bağımsız bir
oluşsallıktır, hakikat-i hilkattir. Öyleyse insan iyilik (goodness)
istikametinde, tanrısal (Godness) tarafta faal ve etkin (aktif) olarak vaziyet/pozisyon almak durumundadır. İyiliği
biliyorum ama yapmıyorum hatta kötülük daha çok işime geliyor diyen insanla
sigara bana zararlı ama içmeden
duramıyorum diyen insan arasında fark yoktur. Oysa kar yağışı gibi olmalı iyilik, etrafa rengini ve hissiyatını
vermeli, mührünü vurmalı.
Kardan bile ayrışma çıkaran bir toplum iki
kere bozuktur.
Sürücül davranış alışkanlıklarını
sadece belgesel televizyon programlarında değil gündelik hayatta ve hatta
tartışma programlarında da görebilirsiniz. Gerekçelendirmeniz ne olursa olsun
davranışın kaynağı iptidaî fıtrattır.
Seçim ve sandık ortamında pusulaların
rengi değişse de yazgımızın değişmezliği bundandır. Kaz uçuşu gibidir, yorulan kazlar yer değiştirir ama hepsinin
istikameti aynıdır; sürüden ayrılan bir kaz görürseniz haber verin.
İnsanın imtihanı iyilikle kötülük
arasında sınanmaktır. Varlığın kıymetengiz âleminde bir yer tutan
insanoğlunun kendi değeri üzeri üzerinden değerler evreninin farkına varmasıdır.
Seyir halindeki insanlığın iyiliksporla
kötülükspor arasında bir tercihte bulunması (bunun bireysel bir irade
kullanımı ile mi yoksa otomatik yani doğulan ortamdan tevarüsle mi olduğu da
önemli) ve tercihi doğrultusunda; sahada, tribünde, evde oturduğu yerde yahut
sokaklar miktarınca bilinçsizlik içinde yapıp
ettikleri yada yapmadıkları, etmedikleridir
cevap anahtarı ve not tutarı. Genel bir özete çevirirsek iyiliği yapanlar
ve yaymaya çalışanlar iyilik yurduna (cennet), kötülük yapanlar ve yayılmasına göz yumanlar kötülük
yurduna (cehennem) yerleşimci
oluyor; hem bu dünyada hem öbür dünyada. Burdakinde hepimiz sığınmacıyız, yüzyılı bulmaz gideriz ama öte tarafta kalıcıyız, orda canımız çok
sıkılacak çoook.
İstatistik verirsek ülkelerle
ayrışan/toplaşan insanların yüzde 90’ı
iyilik ve kötülük konusunda pasif
yani seyirci, yani sürücü; ortama göre hareket ediyor. Yüzde 3,5 – 4’lük dilim aktif iyi, bir o kadarı da aktif kötü; gerisi ise zekâ olarak
günahsızlarla beyni sapıtmış, karakteri kömürleşmiş olanlar. Bütün maç yüzde 7–8’lik dilimde geçer
ve kim daha çok taraftar toplarsa o kazanır gibi gözükür bu dünyada; oysa
kayıp ve kazançta daimîlik sözkonusudur her iki dünyada da. İyilerin ve iyiliğin kaybettiği bir hengâmede aslında
herkes kaybetmiştir. Kazanan bir nâkısadan, eksiden, olumsuzluktan
yararlandığı için artık onun içine veya çevresine o, bir virüs veya bir kanser
hücresi olarak girmiştir; göz yumulduğunda tüm toplum çürüyene kadar da
gidebilir. Sonra da değişik surette resetlenir
ve hayat denilen müsabaka yeniden başlar.
“Her
benlik/can/nefs ölümü tadacak; sizi bir deneme/sınav/test olarak iyilikle ve
kötülükle imtihan ederiz.” (Enbiya 35) Pasif
iyilere ve pasif kötülere duyurulur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder