
-IV-
KUL HAKKININ
ÖNEMİ NEDİR?
[Cenâb-ı Hak,
insanları mükerrem olarak ve en güzel şekilde yaratttığını ifâde
buyurmuştur.(Bkz. el-İsrâ, 70; et-Tîn, 4.) Onlara sayıya gelmeyecek derecede
bol nîmetler ve birtakım haklar lutfetmiştir. Bu hakların muhâfazası içinde
hayâtın akışını tanzîm eden bâzı kânun ve kâideler koymuştur.
Cenâb-ı Hakk’ın kullarına bahşettiği bir hakkı
çiğnemek, büyük günahlardandır. Yüce Rabbimiz kendisine karşı işlenen hatâ ve
günahları affettiği hâlde kul hakkını bunun dışında tutmuştur. Kul hakkını
affetmeyi, zulme uğrayan kulunun irâdesine bırakmıştır. Dolayısıyla, herhangi
bir kul hakkı sebebiyle tevbe edecek olan kişinin, evvelâ hakkını yediği
kimseden helâllik alması şart koşulmuştur.
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir hadîs-i
şerîflerinde şöyle buyurmuşlardır:
“Şehîdin, kul hakkı dışındaki bütün günahlarını Allah Teâlâ mağfiret
eder.” (Müslim, İmâre, 119)
Canını Allah yolunda kurbân eden şehît için durum
böyle olursa diğer insanların çiğnedikleri kul haklarını helâlleşmeden
affettirmelerinin mümkün olmadığı açıkça anlaşılır. Cenâb-ı Hak, kul hakkından
nehyederek şöyle buyurur:
“Aranızda mallarınızı bâtıl sebeplerle yemeyin.
İnsanların mallarından bir kısmını, bile bile haksız yere yemek için,
mallarınızı hâkimlere rüşvet olarak vermeyin.” (el-Bakara, 188)
“Ey îmân edenler! Karşılıklı rızâya dayanan ticâret
hâli müstesnâ, mallarınızı bâtıl (haksız ve haram yollar) ile
aranızda yemeyin…” (en-Nisâ, 29)
Bir gün Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Yalan yemin ile bir Müslümanın hakkını alan kimseye
Allah -celle celâlühû- Cenneti harâm eder ve Cehennemi farz kılar.” buyurmuştu.
“–Az bir şey olsa da mı yâ Resûlallâh?” diye sordular.
Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:
“–Erak ağacından bir çubuk da olsa!” buyurdu ve bu
sözünü üç defâ tekrarladı. (Müslim, Îmân, 218; Muvatta, Akdiye, 11)
Kul hakkı yemenin, Âhiretteki acıklı âkıbetini haber
veren Allah Resûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
“Bir kısım insanlar, Allâh’ın mülkünden haksız bir
sûrette mal elde etmeye girişirler. Hâlbuki bu, kıyâmet günü onlara bir
ateştir, başka bir şey değil.” (Buhârî, Humus, 7)
“Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, nâmusu veya
malıyla ilgili bir zulüm varsa altın ve gümüşün bulunmayacağı kıyâmet günü
gelmeden evvel o kimseyle helâlleşsin. Yoksa kendisinin sâlih amelleri varsa,
yaptığı zulüm miktârınca sevaplarından alınır, (hak sâhibine verilir.) Şayet
iyilikleri yoksa, zulüm yaptığı kardeşinin günahlarından alınarak onun üzerine
yükletilir.” (Buhârî, Mezâlim
10, Rikâk 48)
Yine bir gün Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-
ashâbına:
“–Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sormuştu.
Onlar:
“–Bize göre müflis, parası va malı olmayan kimsedir.”
şeklinde cevap verdiler. Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle
buyurdu:
“–Şüphesiz ki ümmetimin müflisi şu kimsedir: Kıyâmet
günü namaz, oruç ve zekât sevâbıyla gelir. Fakat şuna sövdüğü, buna zinâ isnâd
edip iftirâda bulunduğu, şunun malını yediği, bunun kanını döktüğü ve şunu
dövdüğü için iyiliklerinin sevâbı şuna buna verilir. Üzerindeki kul hakları
bitmeden sevapları biterse, hak sâhiplerinin günahları kendisine yükletilir ve
neticede cehenneme atılır.” (Müslim, Birr, 59; Tirmizî, Kıyâmet, 2; Ahmed, II,
303, 324, 372)
Kul hakkı yemenin en dehşetli şekli fâiz alıp
vermektir. Cenâb-ı Hak, bu şekilde haksızlık yapanlara elim bir azap
hazırlamıştır. (Bkz. en-Nisâ, 161.) Bilhassa fâiz yiyenler Allâh’a ve Resûlü’ne
karşı harp îlân etmiş olurlar ve Kıyâmet günü kabirlerinden şeytan çarpmış
kimse gibi kalkarlar. Fâiz alanlar, zâhiren çok kazandıklarını zannetseler de,
Allah Teâlâ fâizli kazançların bereketini giderir ve fâizi mahveder; helâl
yollarla yapılan ticâreti ise bereketlendirir. Fâiz yiyen günahkâr kulları da
hiç sevmez. (Bkz. el-Bakara, 275-279, er-Rûm, 39.)
Resûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in
beyânına göre fâiz, insanı helâke sürükleyen yedi günâhtan biridir. (Buhârî,
Vasâyâ 23, Tıb 38, Hudûd 44; Müslim, Îmân 145.) Fâiz yiyene, yedirene, bunlar
arasındaki sözleşmeyi yazana ve şâhitlik yapana Allah Teâlâ lânet eder. (Ebû
Dâvûd, Büyû, 4/3333; Tirmizî, Büyû, 2; Ahmed, I, 393.) Fâizle elde edilen mal
da, nihâyetinde azalıp yok olmaya mahkûmdur. (İbn-i Mâce, Ticârât, 58; Hâkim,
IV, 353/7892.) Fâiz alanların Âhiretteki acıklı hâlleri Peygamber Efendimiz’e
gösterilmiş, onların kan kırmızı bir nehirde taş yiyerek yüzdükleri ifâde
edilmiştir. (Buhârî, Tâbir, 48)
Hassas davranıp dikkat edilmediğinde, ticâret ve
alışverişte de çok defâ kul hakkı yenmektedir. Cenâb-ı Hak şöyle îkaz buyurur:
“Ölçtüğünüz zaman tastamam
ölçün ve doğru terâzi ile tartın. Bu, hem daha iyidir hem de neticesi
bakımından daha güzeldir.” (el-İsrâ,
35)
“Yazıklar olsun ölçü ve
tartıya hîle karıştıranlara! Onlar insanlardan bir şey ölçerek aldıklarında
tastamam alırlar. Satarken ise eksik ölçüp tartarlar. Onlar, büyük bir
günde (hesap vermek için) diriltileceklerini hiç akıllarına
getirmiyorlar mı? Öyle bir gün ki, insanlar o günde Âlemlerin Rabbi’nin
huzûrunda dîvan duracaklardır.” (el-Mutaffifîn, 1-6)
Ümmeti üzerine hassâsiyetle titreyen Peygamber
Efendimiz, onları devamlı olarak maddî ve mânevî tehlikelere karşı îkaz
buyurmuştur. Nitekim bir gün ölçek ve terâzi kullananlara şöyle hitâp etmişti:
“Sizler, önceki kavimleri
helâk eden iki işi üzerinize almış bulunmaktasınız!” (Tirmizî, Büyû, 9/1217)
Allah ve Resûlü’nün îkaz ve irşadlarını gözardı edip
alışverişte hassas davranmayanlar, nihâyetinde helâke sürüklenirler. Çünkü
mazlûmun duâsı makbûl ve âhı da müessirdir.
Şâir Muhiddin Raif Bey ne güzel söyler:
Sen âh deyip de geçme öyle,
Bir âh’tadır celâl-i Zât’ı,
Bir âh, semâyı, Arş’ı sarsar,
Bir âh yıkar bu kâinâtı…
Kul hakkı yemenin daha tehlikeli bir çeşidi de,
toplumun ortak hakkı olan devlet ve vakıf mallarını haksız yere gasbetmek ve
uygunsuz bir şekilde kullanmaktır. Bu haksızlık daha tehlikelidir. Çünkü
sonunda pişman olunsa bile helâlleşecek bir muhâtap bulmak mümkün değildir.
Zîrâ o malda herkesin hakkı vardır.] (Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Faziletler
Medeniyeti 2, Erkam Yayınları)
Devamı Yarın
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder